Pages - Menu

Causative Verbs

Şimdi İngilizce'de let, make, have, get, ve help gibi fiiller var. Bunlara da Causative Verb deniyor, çünkü bir şeyin olmasına sebep oluyorlar. (neden olmak = causing)

Nasıl kullanılıyor? Beyle:

LET: Bir şeyin olmasına izin vermek.


LET + Person/Thing + Verb (base form, V1 yani)

Örnekler:
  • I don’t let my kids watch violent movies.
  • Mary’s father won’t let her adopt a puppy because he’s allergic to dogs.
  • Our boss doesn’t let us eat lunch at our desks; we have to eat in the cafeteria.
  • Oops! I wasn’t paying attention while cooking, and I let the food burn.
  • Don’t let the advertising expenses surpass $1000.


MAKE = Birisine bir şeyi zorla yaptırmak


MAKE + Person+ Verb (base form)

Örnekler:
  • After Billy broke the neighbor’s window, his parents made him pay for it.
  • My ex-boyfriend loved sci-fi and made me watch every episode of his favorite show.
  • The teacher made all the students rewrite their papers because the first drafts were not acceptable.

Not: Bir kuraldan bahsediliyorsa genelde "require" kullanılır ve fiile de "to" gelir.
  • The school requires the students to wear uniforms.


HAVE = Bir şeyin sorumluluğunu başka birisine devretmek 


HAVE + Person + Verb (base form)
HAVE + Thing + Verb (past participle form, V3 yani)


Örnekler:
  • I’ll have my assistant call you to reschedule the appointment.
  • The businessman had his secretary make copies of the report.
  • I’m going to have my hair cut tomorrow.
  • We’re having our house painted this weekend.
  • Bob had his teeth whitened; his smile looks great!
  • My washing machine is broken; I need to have it repaired.

Not: Konuşma dilinde "have" yerine "get" kullanıldığı da olur. Çok da şaapmayın.


GET = Birisini bir şey yapmak için ikna etmek, gazlamak


GET + Person + To + Verb

Örnekler:
  • How can we get all the employees to arrive on time?
  • My husband hates housework; I can never get him to wash the dishes!
  • I was nervous about eating sushi, but my brother got me to try it at a Japanese restaurant.
  • The non-profit got a professional photographer to take photos at the event for free.


HELP = Birisine bir şey yaparken yardımcı olmak


HELP + Person + Verb (base form)
HELP + Person + To + Verb


Not: "help,” ten sonra "to" isteğe bağlı olarak kullanabilirsiniz. Kullanmasanız da olur. Ama genelde kullanılmaz. 

Örnekler:
  • He helped me carry the boxes.
  • He helped me to carry the boxes.
  • Reading before bed helps me relax.
  • Reading before bed helps me to relax.

İngilizce'de cümle kurmak

ÖNCELİKLE:
X-Men'de bir karakter var şimdi: Magneto diye. Bu adam mutant. Yeteneği de metalleri kontrol edebilmesi. Şimdi bu adamın bi' sahnesi var. İngilizce konuşmak tam olarak da o sahne. İçerik de şu: Magneto havaya doğru yürür, o yürüdükçe sağdan soldan metal parçaları ayağının altında ona köprü oluşturur. Bu metafor burada dursun bi, geri döncez.

İngilizce'de cümle kurmak aslında zor değil. Hatta inanılmaz basit, en azından Türkçe'ye oranla. Türkçe bizim beyinlerimizde varsayılan dil olduğu için bunun farkına varamıyoruz ama. Mesela şöyle bir yanılgı var: "İngilizce'de cümleler ters." 

DEĞİL. 
Ters olan biziz. Ters olan biz olduğumuz için diğer düz dillerin hepsi bize ters geliyor. Almanca da böyle mesela. Hemen örnek ile açıklayalım, kuvvetlendirelim bu tezi.

Kim?
RICARDO.

Ricardo ne yapmış? Yemiş.
RICARDO ATE.

Ricardo neyi yemiş? 
RICARDO ATE A CAKE.

Ricardo keki ne zaman yemiş?
RICARDO ATE A CAKE YESTERDAY.

Görüldüğü üzere bunların hepsi kendi başına birer cümle. Türkçe'de ise şöyle:
RICARDO DÜN BİR KEK YEDİ.

"yedi" sözcüğünü koyana kadar cümle yok elimde. "RICARDO DÜN" bir cümle değil, "RICARDO DÜN BİR KEK" de bir cümle değil. Ne zaman ki "yedi" sözcüğünü koydum o zaman olay açığa kavuşuyor. Şu örneğe bakalım şimdi de:

Ahmet kitabı...
NE YAPTI? Yırttı mı? Okudu mu? Arkadaşına mı verdi? Gördü mü? Okulda mı unuttu? Düşürdü mü?.. İhtimaller bitmiyor. Yüklemi getirene kadar kitap tam anlamıyla meçhule giden bir gemi. Bu kadar önemli bir parçayı en sonda ekliyoruz biz. Haliyle cümlelerimizi bitirene kadar olay tam olarak seçilir değil. İngilizce ise farklı. Olayı verirsiniz, gerisi hep ekstradır. Ketçaptır, mayonezdir, hardaldır. 

Ahmet read. 
Aa. Bakın ne güzel işte. Ahmet okumuş. Neyi okumuş? 
Ahmet read the book. 
Hııı. Kitabı okumuş. Nerede okumuş?
Ahmet read the book at school. 
Okulda okumuş. Peki ne zaman okumuş?
Ahmet read the book at school yesterday. 
Dün okumuş. 

Şahıs ve olay direkt veriliyor; gerisi bana fazladan bilgi. O yüzden İngilizce cümle kurarken KİM NAAPMIŞ gibi başlayın, gerisini yardırın gitsin. Deli gibi plan yapmayın. "Hangi tense kullanıcam, yanlış söyler miyim, gülünür mü..." vb. soruları hiiiiç ama hiç dert etmeyin. Magneto gibi yapın direkt. En önemli iki adımı atın(kişi+olay), gerisi hep ekstra. Siz yürüdükçe ayağınızın altında oluşur o köprü. Düşmezsiniz. 

I + say + this + because + I + believe + in + it + and + I + want + everyone + to + be able to + speak + English.

Modal Verbs

Modal Verbs 

Nedir? 
Türkçe'ye "kip eki" olarak çevirebiliriz. Ancak Türkçe'de kip eki ne onu bilmediğim için "Türkçe'deki kip eklerinin İngilizce'sidir." diyemeyeceğim. O yüzden şöyle diyelim:

Modal dediğimiz şey bir çeşit yardımcı fiildir. Yardımcı fiiller, başka bir deyişle "Auxiliary Verbs" neydi? BE/DO/HAVE idi. İşte modallar da bunların bir çeşidi. BE/DO/HAVE dinozor ise bunlar tavuk, kuş falan...gibi. Nerede, nasıl kullanılıyor, kaç tane var, onlar neler? Bakalım. 

1) CAN- yetenek: I can speak English.
- izin: Can I go to the cinema? veya bir babanın kızına "You can go to the cinema." demesini düşünün. Orada bir yetenekten ziyade izin vermekten bahsediyor. Yoksa kız salak değil, gidebiliyordur bence sinemaya gayet.
- istek: Can you wait please? 
- teklif: We can watch a movie. 
- öneri: Can we visit Grandma this weekend?
- ihtimal/olasılık: It can rain today.

2) COULD- geçmişteki yetenek: I could speak English.
- geçmişteki izin: "You could go to the cinema yesterday" dediyse babamız, demek ki kızımız dün gidebilirdi, ama bugün gidemez. Evde otursun bence de; etraf tekin değil. Gündüz gitsin.
- nazik/terbiyeli(insan gibi) şekilde soru: Could you open the window?
- nazik/terbiyeli şekilde istek: Could you wait please?
- nazik şekilde teklif(bu da terbiyeli tabii, yazmaya üşendim...derken daha uzun yazmam): We could watch a movie.
- nazik şekilde: öneri: Could we visit Grandpa today?
- ihtimal/olasılık: It could snow.

can/could farkedileceği üzere oldukça benzer yapılar. Tek ayrıldıkları yer ise geçmişteki yetenek ve izin konusunda "can" yerine "could" kullanıyor olmamız. Diğerleri aynı, ama daha kibar halleri. "could" yerine "can" kullanan ayı mıdır peki? Hayır. Sen/Siz gibi. Samimiyete bağlı.

3) WILL- dilek, istek, talep: Will you please shut the door?
- tahmin, varsayım: I think it will rain today.
- söz: I will stop smoking.
- anlık karar: "Can somebody drive me to the station?" sorusuna "I will" diyen başka bir kişi.
- alışkanlıklar: She's strange, she will sit for hours without talking.

4) WOULD- dilek, istek, talep(will'den daha kibar): Would you shut the door, please?
- geçmiş alışkanlıklar: Sometimes he would bring me some flowers. 

5) MAY- izin: May I go to the cinema?
- ihtimal/olasılık +: It may rain today.
- nazik şekilde öneri: May I help you?

6) MIGHT- ihtimal/olasılık - :It might rain today.
- teklif(ama tereddüt var): Might I help you?

tıpkı can/could'da olduğu gibi may/might da birbirine oldukça benziyor. Aralarındaki fark: "may" üniversite okumuş efendi kardeş iken, "might" lise mezunu sokaklarda itlik serserilik yapan kardeş. İkisi de aynı mı? Aynı, "might" biraz daha negatif sadece.

7) MUST- zorunluluk: I must study now.
- ihtimal/olasılık(söyleyen kişi kendinden emin ama): You must be tired. 
*Türkçe'de bunu biz "kesin" sözcüğü ile veriyoruz. Örn: "Kesin acıkmışsındır sen." derken acıkma durumu söylenen kişi tarafından doğrulanmamış iken, söyleyen kişi kendinden gayet emin. Ama bir kesinlik var mı? Yok. Ama kesin acıkmıştır, bence. İşte bu "must".
- tavsiye/öğüt(çok güçlü şekilde): You must see Thor's new movie! 
*Yine aynı şekilde bunu da "kesin", ve buna ek olarak "mutlaka" sözcüğü ile veriyoruz Türkçe'de. "Abi Thor'un yeni filmini kesin/mutlaka izlemelisin" gibi.

8) MUST NOT / MAY NOT- yasak: You must not touch my computer.
*must biraz daha güçlü

9) SHOULD- tavsiye: You should drive carefully. (Tavsiyelerin kralı = should)
- yükümlülük/mecburiyet: You should switch off the lights before you sleep.

10) NEED TO- gereken/lazım olan şey: You need to see a doctor. 

Bunlara ek olarak: "ought to" ve de "shall" var. Onları boşverin ama bence. ŞEKSPİR MİSİN BİRADER diye sorarlar çünkü adama.

Nasıl kullanıyoruz? Diğer yardımcı fiiller ile aynı şekilde: özneden sonra. Tıpkı "I am, He is, She is..." der gibi: "I can, I will, you could, he would, we should, they must..." diyoruz. Gerisi zaten aynı. Peki "modal" kullandığımız yerde "be/do/have" kullanabilir miyiz? Hayır. Neden? Çünkü onlar da yardımcı fiil, bunlar da; ve İngilizce = her şeyden bir tane. "I am is..." demediğiniz gibi "You are can..." de demeyin.

Passive Voice

Passive Voice[veya edilgen dediğimiz yaratıklar]

NASIL? ŞÖYLE: Subject + finite form of to be + Past Participle

Bu kadar. Bitti. 
Şunlara dikkat ediyoruz sadece:

1) Aktif cümlenin nesnesi pasif cümlemizin öznesine dönüşüyor.
2) Aktif cümlenin öznesi de pasif cümlenin nesnesine dönüşüyor(veya direkt kayboluyor).
3) Fiil her zaman Present Participle(V3)'a dönüşüyor.
4) "to be"unutmayın. (Bazen "be" diye, bazen de "to be" diye yazıyorum. Canım öyle istiyür)


Örn
Muslera writes a letter. => A letter is written by Muslera.
Muslera wrote a letter. => A letter was written by Muslera.
Muslera has written a letter. => A letter has been written by Muslera.
Muslera is writing a letter. => A letter is being written by Muslera.
Muslera was writing a letter => A letter was being written by Muslera.

Mantık böyle. Olay aslında aynı. Birinde olayın kendisi ön plana çıkıyorken(pasif), diğerinde ise olayı yapan kişi ön plana çıkıyor(aktif). Ne zaman kullanırız derseniz de cevap: Ne zaman ki olayın kendisi onu yapan kişiden daha önemli -> o zaman pasif. 

Mesela bir çay dökülmesi hadisesini ele alalım. Çay evde dökülmüşse, ve bunu evin çocuklarından biri yapmışsa, o zaman kimin döktüğü önemlidir. Çünkü azar yiyecek kişi o. Ama çay okulda filan dökülmüşse kimin yaptığı önemli değildir; önemli olan çayın dökülmüş olmasıdır. 

O yüzden:
Evdeki büyük kardeş "ANNE MUSTAFA ÇAY DÖKTÜ" derken, 
Aynı büyük kardeş okuldayken "HOCAM ÇAY DÖKÜLDÜ" der. Ve hatta "DÖKÜLMÜŞ" der, sanki hiç haberi yokmuş gibi...sanki kendisi dökmemiş gibi. 

Evde: "Mustafa spilled the tea!"
Okulda: "Tea was spilled."


Pasif yapı kullanılan en sevdiğim film sahnesi: The Matrix finalinde makine abinin "It is done." demesi. Üf çok seviyorum o sahneyi.



Examples of Tenses

TENSE ÖRNEKLERİ
Fiil: "wait"
V1= wait, V2= waited, V3= waited, Ving= waiting

1) Past simple: I waited. (did + V1)
2) Present simple: I wait. (do + V1)
3) Future simple: I will wait. (will do + V1)
4) Past continuous: I was waiting. (was/were + Ving)
5) Present continuous: I am waiting. (am/is/are + Ving)
6) Future continuous: I will be waiting. (will be + Ving)
7) Past Perfect: I had waited. (had + V3)
8) Present Perfect: I have waited. (have/has + V3)
9) Future Perfect: I will have waited. (will have + V3)
10) Past Perfect Contiuous: I had been waiting. (had + V3 + Ving) (burada V3 nerde peki? -> "been")
11) Present Perfect Continuous: I have been waiting. (have/has + V3 + Ving)
12) Future Perfect Continuous: I will have been waiting. (will have + V3 + Ving)

Fiil: "see"
V1= see, V2= saw, V3= seen, Ving= seeing


1) Past simple: I saw. (did + V1)
2) Present simple: I see. (do + V1)
3) Future simple: I will see. (will do + V1)
4) Past continuous: I was seeing. (was/were + Ving)
5) Present continuous: I am seeing. (am/is/are + Ving)
6) Future continuous: I will be seeing. (will be + Ving)
7) Past Perfect: I had seen. (had + V3)
8) Present Perfect: I have seen. (have/has + V3)
9) Future Perfect: I will have seen. (will have + V3)
10) Past Perfect Contiuous: I had been seeing. (had + V3 + Ving) (burada V3 nerde peki? -> "been")
11) Present Perfect Continuous: I have been seeing. (have/has + V3 + Ving)
12) Future Perfect Continuous: I will have been seeing. (will have + V3 + Ving)

Fiil: "read"
V1= read, V2= read, V3= read, Ving= reading


1) Past simple: I read. (did + V1)
2) Present simple: I read. (do + V1)
3) Future simple: I will read. (will do + V1)
4) Past continuous: I was reading. (was/were + Ving)
5) Present continuous: I am reading. (am/is/are + Ving)
6) Future continuous: I will be reading. (will be + Ving)
7) Past Perfect: I had read. (had + V3)
8) Present Perfect: I have read. (have/has + V3)
9) Future Perfect: I will have read. (will have + V3)
10) Past Perfect Contiuous: I had been reading. (had + V3 + Ving) (burada V3 nerde peki? -> "been")
11) Present Perfect Continuous: I have been reading. (have/has + V3 + Ving)
12) Future Perfect Continuous: I will have been reading. (will have + V3 + Ving)

Aslında 12 tane tense için ayrı ayrı kural varmış gibi dursa da, bütün olay:

Simple = do + V1
Continuous= be + Ving
Perfect = have +V3 

...üçlüsünü ve "be/do/have" yardımcı fiilerinin PAST/PRESENT/FUTURE hallerini, bir de özneye göre gösterdiği değişiklikleri bilmekte saklı. 
(Perfect Continuous'u saymadım, çünkü Perfect ve Continuous birleştirince o çıkıyor zaten: "have/has + V3 + Ving". Hangi sıraya göre birleştiriyoruz derseniz de: "Perfect Continuous" diyoruz ismine, "Continuous Perfect" değil. İpucunuz o olsun.)

Tenses, Time Indicators

Tense Indicators [Tense Göstergeçleri]Zamanlar genelde be/do/have yardımcı fiilleri ile ifade edilirken, bunun yanı sıra bazı yaygın sözcüklerle de zamanları tespit edebilmemiz mümkün. Şöyle ki:

PASTyesterday, last <year/month/week>, <süre> ago(2 years ago gibi), in <yıl>(in 2002 gibi)

PRESENT
everyday, tend-to, always, 

FUTURE
will, tomorrow, next <year/month/week>, from now on, 

PRESENT SIMPLEalways, often, usually, sometimes, rarely, never, on <çoğul gün ismi>(on Mondays gibi), after/before(bunu past veya future ile karıştırmayın. Örn: I usually take a shower after an exercise. -> Egzersiz sonrası genelde duş alırım.)

PRESENT CONTINUOUSnow, right now, still

PRESENT PERFECT already, always, since, for, yet, just, never, ever, so far, up to now, recently, 

PRESENT PERFECT CONTINUOUSall day, since

Tenses, Part II

Şimdi önceki bölümde:
- yardımcı fiiller ve bunların zamanları nasıl belirttiği ve
- esas fiillerin hallerinden bahsettik. Şimdi ise "Aspect" ler üzerinde ve de hangi aspectlerin fiillerin hangi hallerini aldıklarına değinelim.

1) Simple [basit]
Indefinite[belirsiz] aspect olarak da bilinmekte. Böyle bir isim taşımasının sebebi ise diğer "aspect"lerin aksine eylemin bitmiş veya devamlı olup olmadığının mechul olması. Geniş zaman diye öğrendik yıllarca. Halbuki anlık olarak da kullanabiliriz gayet. Mesela: "anladım" derken "I understood" yerine; "anlıyorum" anlamına gelecek şekilde "I understand" de denilebilir. "Hmm. I UNDERSTAND dedi. Yani ANLARIM diyor. Sen anlatmaya devam et, ben anlarım"... gibi bir durum söz konusu değil.

A: Şurdaki evi görüyo musun?
B: Yes, I see it.


...gibi. Birebir çeviri yapsaydık eğer -> "Evet, görüyorum" demek için -> "Yes, I'm seeing it" demem gerekirdi. Peki böyle deseydik yanlış olur muydu? Hayır. İlki daha pratik sadece.

Nasıl tespit ederim? 
Şu cümleye bakalım mesela: 

"They cleaned the window"

Önceki bölümde ne demiştik? Zamanı yardımcı fiiller verirken, aspecti esas fiil verir. Burada esas fiil: "clean". Daha dikkatlice bakınca onun sonunda bir adet sinsi "did" görüyorum. 

did olduğu için PAST diyorum, ve esas fiile yöneliyorum: "clean". Bakıyorum, "-ing" var mı? Yok. Past Participle(V3) halde mi? Değil. Gayet dümdüz, yalın, tüm naifliği ile karşımda duruyor. V1 iken gidip V2 olmuş. Bunların ikisi de "simple" olduğu için diyorum ki: SIMPLE

O zaman "tense"imiz ne oldu? PAST SIMPLE.

Aynı cümleye tekrar bakalım, ama zamanını değiştirelim: "They will clean the window."
Yardımcı fiil: "will" -> FUTURE
Esas fiil: "clean" -> SIMPLE
E o zaman? FUTURE SIMPLE

Son olarak şu cümleye göz atalım: "We clean." Hani fiillerin önünde sinsi sinsi, görünmez görünmez takılan bi "do" var demiştik, hatırladınız mı? Bu cümleye baktığımda "We (do) clean." diye görebilmem gerekiyor. Onu görünce iş çözülüyor zaten.

Yardımcı fiil: "do" -> PRESENT
Esas fiil: "clean" -> SIMPLE 
Düştü mü elimize bir adet PRESENT SIMPLE? Bence yes.

Onçün diyeceğim o dur ki, bunları ayrı ayrı öğrenmeyin. Hiç de korkmayın "ya hepsini birden nasıl öğrenelim" diye. Hepsi dediğiniz şey 3 tane zaman, 4 tane aspect. Diğer türlüsü daha zor çünkü. Baksanıza:

1) Past Simple
2) Present Simple
3) Future Simple
4) Past Continuous
5) Present Continuous
6) Future Continuous
7) Past Perfect
8) Present Perfect
9) Future Perfect
10) Past Perfect Continuous
11) Present Perfect Continuous
12) Future Perfect Continuous

...diye ezberleyecek olsam ben bunları, vallahi indiririm kepenkleri. Kapatırım dükkanı ve giderim. Sonra da derim ki: "okyanusun dibine batsın dili de İngilizce'si de; Cthulhu öğrensin, ben değil". 

2) Continuous [devamlı]
Sıradaki yaratık ise "continuous aspect". Parantez içinde devamlı demişiz buna da. Neden? E çünkü devamlı olan bir eylemden, ekşından bahsetmekte. Peki neyin nesidir bu devamlı eylem? Şöyle:

Şu an n'apıyorsun mesela? Burayı mı okuyorsun? Al o zaman sana devamlı eylem. Dikkat edersen olayın başlangıcından yahut sonundan ziyade direkt ortasına odaklanıyoruz. "-iyor" ekinden yakalayabilirsiniz. "Şimdiki zaman" diye sakın ola kodlamayın ama. Çünkü diğer bütün "aspect"lerde olduğu gibi 3 zamanda da kullanabilirsiniz. Örn: "gelmek" fiilini üç zamanın hepsiyle "continus aspect" kullanarak inceleyelim:

Past: "geliyordum" -> "I was coming."
Present: "geliyorum" -> "I am coming."
Future "geliyor olacağım" -> "I will be coming."


Yardımcı fiillerin zamanı nasıl değiştirdiğine ve de esas fiilin nasıl aynı kaldığına dikkat edin. Çünkü ne demiştik? Zamanı bize yardımcı fiiller verir demiştik, esas fiil için de demiştik ki: "eylemin zaman içerisinde nasıl göründüğünü anlatır".

Nasıl kullanılır? 
BE + V-ing 
Bu kadar. Başka bir olayı var mı? Yok. İstisna durumu var mı? Yok. 

Neden böyle kullanılıyor? Çünkü fiiller eylem, aksiyon, olay anlatır. Fiiler tam bir Hollywood yani. Hehe. Aksiyon falan ya hani...
***KÖTÜ KÖTÜ ESBİRİLER***

Eylem cümlelerini ise "do" yardımcı fiili ile kullanırız(be, do, have filan demiştik). Fiile "-ing" getirdiğiniz zaman o fiili isimleştirmiş oluyorsunuz, ve fiil eylemden ziyade bir durum anlatmaya başlıyor. Hollywood filmi gidiyor, pembe dizi geliyor. Görevimiz Tehlike izlerken bir bakmışsınız kanal değişmiş, Natalia Oreiro'lu Vahşi Güzel var ekranda; Cambio Dolor çalıyor.

Bir durum anlattığı için de artık "be" yardımcı fiili ile kullanmam icap ediyor. Diyeceğim o ki "be" şemsiyesi altında "-ing"siz fiil ASLA kullanmayın. İngilizcenizi direkt çılgın fixlemiş olursunuz. Çünkü konuşurken Türkçe düşünüyor olmamızın bir sonucu olarak ortaya çıkan en sık hatalardan birisidir bu. Nasıl mı? Örneğin şu soruya verilen cevaba göz atın, parantez içindeki kısımlar B kişisinin düşünce süreci olsun:

A: Nereye gidiyorsun?
B: (Kim gidiyor? Ben) 
B: I...(gidiyorum, "iyor" var, "-ing" gelcek.)
B: I going...(nereye gidiyorum? İzmir)
B: I going İzmir.

Oldu mu? 
Olmadı. Halbuki çok mu zordu "I'm going to İzmir" demek? Değildi. Peki nasıl oturacak bu? "Nasıl kuralları düşünmeden içgüdüsel, kalpten çıkarır hale geleceğim bunları?" diye sorarsanız da cevap: "I going" ibaresi kulaklarınızı tırmalamaya başlayana kadar "BE+V-ing" kullanımına maruz kalacaksınız. 3 zamanda da aşina olacaksınız bu kullanıma. Anca öyle. Türkçe'de "Suyuma içtim." diyor musun? Demiyorsun. "Arabayı bindim." diyor musun? Demiyorsun. "Okulu gittim; Ödevime yaptım"? Demiyorsun, demiyoruz. Aynı öyle işte. 

Nasıl tespit ederim? 
...sorusunun cevabı ise: Present Participle. Yani başka bir deyişle "-ing". Nerede bir "-ing" orada devamlılık, orada bir "continuous aspect". Lakin şöyle bir ayrıntı vereyim: "Present Perfect Continuous aspect" de "-ing" barındırır. Niye? Çünkü içinde "continuous" var. Yani diyeceğim o ki her "-ing" gördüğünüzde direkt "continuous" diyin evet, ama son kararım demeyin. Bi' bakın, önünde have/has + been var mı diye. Yoksa sadece "continuous", varsa da "perfect continuous"tur.

Tenses, Part I

PART - I
Ne bu tense? Abovv.
Latince "zaman" anlamına gelen "tempus" kelimesinden geliyör ve bize 1) cümlenin zamanını, ve de 2) eylemin bahsi geçen zaman içerisinde nasıl göründüğünü anlatıyör. O zaman direkt konuya girişincürü.

1) Cümlenin zamanı [TIME]
Kurulan cümlelerin zamanını bize ana yardımcı fiiller (Primary Auxiliaries) vermekte. Bu yardımcı fiiller: "be, do, ve have" oluyör. Bu yardımcı fiillerin her biriciğinin Past, Present, ve Future hali var. Buna göre diyoruz ki: "Bu cümle past, şu cümle present, o cümle ise Future"

Dikkat ederseniz buraya kadar Simple, Continuous, Perfect, veya Perfect Continuous gibi isimler geçmedi. Neden? Çünkü onlar zamanı anlatmıyor da ondan.

Peki bu "be, do, ve have" zamanı nasıl anlatıyör? Şöyle:

Past için "be": was/were
Past için "do": did (fiilin sonunda yancılık yapan "did"leri de kaçırmayalım ama. Örn: "played" derken sondaki "-ed"
Past için "have": had
Bunlardan herhangi birini gördüğüm anda hemen fişliyorum cümleyi "AHANDA BU PAST" diye. Aynı şekilde:

Present için "be": am/is/are
Present için "do": do (fiilin önünde sinsi sinsi görünmeden takılan "do"ları kaçırmayalım ama. Örn: "I [do] play" gibi. Türkçedeki gizli özne gibi düşünebilirsiniz)
Present için "have": have

Son olarak:
Future için "be": will be
Future için "do" : will do
Future için "have" will have

Bitti bu kadar. Bunların herhangi birini gördüğümde o cümleye ait zamanı direkt olarak tespit edebiliyom. NAYS

2) Eylemin bahsi geçen zaman içerisinde nasıl göründüğü [ASPECT]
Şimdi burası biraz karışık gibi. Ama aslında değil. Biz genelde Türkçe'de "eylem devam ediyorsa şimdiki zaman" diye beyincüklerimize kodladığımız için zorluk yaşıyoruz. Halbuki ben geçmişten bahsederken aynı zamanda eylemin devamlılığını da anlatabilirim. Örn: "geliyordum". O yüzden kafamızdan bu yanlış düşünceyi çıkaralım önce bir. "-iyor" şimdiki zaman eki değil. Devamlılık eki. 

Peki bu devamlılık dediğimiz ne? Bu bir süreç. Yes. Yani nasıl desem, mesela şu an bu kalbim kadar temiz sayfaları doldururken "yazdım" diyemem. Neden? E hala yazmaya devam ediyorum çünkü. Yazdım diyebilmem için şöyle bir şey olması gereki-

YAZDIM.
Eylem bitti. Devam etmedi. İşte öyle. Ne zaman ki işimi bitirdim, eylemden bir bütün olarak basitçe bahsedip geçeceğim, ancak o zaman "yazdım" diyebilirim. Ama şu an için "yazıyorum" olmak zorunda. Aynı şekilde 5 gün sonra bu yazıyorkenki halimden bahsedeceksem de "yazıyordum" demek zorundayım. "Yazdım" dersem eylemin bittiği ana refere etmiş olurum. 

İşte bunlara grup olarak "Aspect" deniyör. Ve İngilizce'de 4 tane nurtopu gibi "aspect"imiz var. Bunlar sırayla:

- Simple [basit]
- Continuous [devamlı]
- Perfect [tamamlanmış]
- Perfect Continuous [tamamlanmış devamlı]


Yukarıda şey demiştim ya hani, "cümlenin zamanını bize yardımcı fiiller veriyör" diye. Evet. İşte yardımcı fiiller zamanı verirken, esas fiiller de "aspect"i veriyor. Peki ya fili bize kim veriyor? Valla kimsenin fil verdiği yok, safaride falan kendiniz buluyorsunuz onları da. He-he. Müthiş espriler.(öldüm) 

O zaman şimdi İngilizce'de fiillerin ne hallerde karşımıza çıktığından bahsedelim. Bunlar zaten çoğumuzun aşina olduğu şeyler. Onlar neler? Onlar: V1, V2, V3, ve V+ing

V1+V2 [simple]: Fiil yalın halde, herhangi bir ek almamış. Burada küçük bir ayrıntı var yalnız. V1'de herhangi bir sorun yok iken, fiil V2'deyken, veya başka bir deyişle "past form" dayken elimde bir "-ed" takısı oluyör. Peki bu "-ed" takısı nereden geliyör? "Ne yapıyör? Elime büyüteç alıp o "-ed" takısına zum yaptığımda göreceğim ki o "-ed" takısının altında "Made in China" yazıyör. Onun hemen yanında da bir "did" görüyorum. EVET! DID! "-ed" takısı tam bir yılan çünkü. Sinsi sinsi takılıyor hep esas fiillerin sonunda. Ve şöyle bir şey var: 

-> did" yardımcı fiili bir esas fiilin sonunda yancılık yaparken o fiilin yalınlığını bozmuyor. Örn: "played" derken, onun orijinali aslında "did play", "did" hazretleri kendini fiilin sonuna yamamış sadece. Başka bir olayı yok. Ama ben bunu gözden kaçırıp "EÖEÖEE , İŞTE -ED EKİ ALMIŞ. FİİL YALIN DEĞİL. BEN KAZANDIM. OZAN: 1, İNGİLİZCE: 0" dersem eğer, yanlış olur. Yalan olur. Yalandan korkmam yılandan korktuğum kadar. ÖRÜMCEEEK. Korktun mu? Atın ya beni denizlere(yüzerim ki).

Yes. Dediğim gibi, o aslında "did play". Matematikteki sadeleştirme gibi düşünün. 2/4'ü sadeleştirip 1/2 olarak yazıyoruz ya hani. Aynısı. Maksat tamamen pratiklik. 

V+ing(Present Participle) [continuous]: Fiile +ing takısı gelip fiil isimleşiyor, ve bir süreçten, bir devamlılıktan, bir halden, bir durumdan bahsediyor.

V3(Past Participle) [perfect]: Fiili 3. halde görüyorum. Yine sonda bir "-ed" takısı. Ama buradaki "-ed", "did play" olduğu için mi "-ed" diye sorarsanız, valla onu ben de bilmiyorum -henüz-. Peki "played" olan V3'ü, yine "played" olan V2'den nasıl ayırıyorum? Basit. "Perfect Aspect" kullanımı esas fiilin önünde bir adet "have/has" gerektirir. fiilin sonunda "-ed" ve önünde de "have/has" varsa, bilin ki bir adet vahşi V3 ile karşı karşıyasınız. Zehirsizdir, boğarak öldürür.

The End. 
Bu yazdıklarımı biliyorsanız, veya öğrenirseniz bütün "tense"leri kendiniz cümleden çıkarabilirsiniz. Hepsini ayrı ayrı ezberlemenize gerek yok. Tabi bu işin teorik kısmı. Pratiği mi nerede?

COMING SOON™
Not: Aspectlere ve nerede/nasıl kullanıldıklarına da sonra değinicüğüm. Yoruldum. Overwatch oynaycam.