PART - I
Ne bu tense? Abovv.
Latince "zaman" anlamına gelen "tempus" kelimesinden geliyör ve bize 1) cümlenin zamanını, ve de 2) eylemin bahsi geçen zaman içerisinde nasıl göründüğünü anlatıyör. O zaman direkt konuya girişincürü.
1) Cümlenin zamanı [TIME]
Kurulan cümlelerin zamanını bize ana yardımcı fiiller (Primary Auxiliaries) vermekte. Bu yardımcı fiiller: "be, do, ve have" oluyör. Bu yardımcı fiillerin her biriciğinin Past, Present, ve Future hali var. Buna göre diyoruz ki: "Bu cümle past, şu cümle present, o cümle ise Future"
Dikkat ederseniz buraya kadar Simple, Continuous, Perfect, veya Perfect Continuous gibi isimler geçmedi. Neden? Çünkü onlar zamanı anlatmıyor da ondan.
Peki bu "be, do, ve have" zamanı nasıl anlatıyör? Şöyle:
Past için "be": was/were
Past için "do": did (fiilin sonunda yancılık yapan "did"leri de kaçırmayalım ama. Örn: "played" derken sondaki "-ed"
Past için "have": had
Bunlardan herhangi birini gördüğüm anda hemen fişliyorum cümleyi "AHANDA BU PAST" diye. Aynı şekilde:
Present için "be": am/is/are
Present için "do": do (fiilin önünde sinsi sinsi görünmeden takılan "do"ları kaçırmayalım ama. Örn: "I [do] play" gibi. Türkçedeki gizli özne gibi düşünebilirsiniz)
Present için "have": have
Son olarak:
Future için "be": will be
Future için "do" : will do
Future için "have" will have
Bitti bu kadar. Bunların herhangi birini gördüğümde o cümleye ait zamanı direkt olarak tespit edebiliyom. NAYS
2) Eylemin bahsi geçen zaman içerisinde nasıl göründüğü [ASPECT]
Şimdi burası biraz karışık gibi. Ama aslında değil. Biz genelde Türkçe'de "eylem devam ediyorsa şimdiki zaman" diye beyincüklerimize kodladığımız için zorluk yaşıyoruz. Halbuki ben geçmişten bahsederken aynı zamanda eylemin devamlılığını da anlatabilirim. Örn: "geliyordum". O yüzden kafamızdan bu yanlış düşünceyi çıkaralım önce bir. "-iyor" şimdiki zaman eki değil. Devamlılık eki.
Peki bu devamlılık dediğimiz ne? Bu bir süreç. Yes. Yani nasıl desem, mesela şu an bu kalbim kadar temiz sayfaları doldururken "yazdım" diyemem. Neden? E hala yazmaya devam ediyorum çünkü. Yazdım diyebilmem için şöyle bir şey olması gereki-
YAZDIM.
Eylem bitti. Devam etmedi. İşte öyle. Ne zaman ki işimi bitirdim, eylemden bir bütün olarak basitçe bahsedip geçeceğim, ancak o zaman "yazdım" diyebilirim. Ama şu an için "yazıyorum" olmak zorunda. Aynı şekilde 5 gün sonra bu yazıyorkenki halimden bahsedeceksem de "yazıyordum" demek zorundayım. "Yazdım" dersem eylemin bittiği ana refere etmiş olurum.
İşte bunlara grup olarak "Aspect" deniyör. Ve İngilizce'de 4 tane nurtopu gibi "aspect"imiz var. Bunlar sırayla:
- Simple [basit]
- Continuous [devamlı]
- Perfect [tamamlanmış]
- Perfect Continuous [tamamlanmış devamlı]
Yukarıda şey demiştim ya hani, "cümlenin zamanını bize yardımcı fiiller veriyör" diye. Evet. İşte yardımcı fiiller zamanı verirken, esas fiiller de "aspect"i veriyor. Peki ya fili bize kim veriyor? Valla kimsenin fil verdiği yok, safaride falan kendiniz buluyorsunuz onları da. He-he. Müthiş espriler.(öldüm)
O zaman şimdi İngilizce'de fiillerin ne hallerde karşımıza çıktığından bahsedelim. Bunlar zaten çoğumuzun aşina olduğu şeyler. Onlar neler? Onlar: V1, V2, V3, ve V+ing
V1+V2 [simple]: Fiil yalın halde, herhangi bir ek almamış. Burada küçük bir ayrıntı var yalnız. V1'de herhangi bir sorun yok iken, fiil V2'deyken, veya başka bir deyişle "past form" dayken elimde bir "-ed" takısı oluyör. Peki bu "-ed" takısı nereden geliyör? "Ne yapıyör? Elime büyüteç alıp o "-ed" takısına zum yaptığımda göreceğim ki o "-ed" takısının altında "Made in China" yazıyör. Onun hemen yanında da bir "did" görüyorum. EVET! DID! "-ed" takısı tam bir yılan çünkü. Sinsi sinsi takılıyor hep esas fiillerin sonunda. Ve şöyle bir şey var:
-> did" yardımcı fiili bir esas fiilin sonunda yancılık yaparken o fiilin yalınlığını bozmuyor. Örn: "played" derken, onun orijinali aslında "did play", "did" hazretleri kendini fiilin sonuna yamamış sadece. Başka bir olayı yok. Ama ben bunu gözden kaçırıp "EÖEÖEE , İŞTE -ED EKİ ALMIŞ. FİİL YALIN DEĞİL. BEN KAZANDIM. OZAN: 1, İNGİLİZCE: 0" dersem eğer, yanlış olur. Yalan olur. Yalandan korkmam yılandan korktuğum kadar. ÖRÜMCEEEK. Korktun mu? Atın ya beni denizlere(yüzerim ki).
Yes. Dediğim gibi, o aslında "did play". Matematikteki sadeleştirme gibi düşünün. 2/4'ü sadeleştirip 1/2 olarak yazıyoruz ya hani. Aynısı. Maksat tamamen pratiklik.
V+ing(Present Participle) [continuous]: Fiile +ing takısı gelip fiil isimleşiyor, ve bir süreçten, bir devamlılıktan, bir halden, bir durumdan bahsediyor.
V3(Past Participle) [perfect]: Fiili 3. halde görüyorum. Yine sonda bir "-ed" takısı. Ama buradaki "-ed", "did play" olduğu için mi "-ed" diye sorarsanız, valla onu ben de bilmiyorum -henüz-. Peki "played" olan V3'ü, yine "played" olan V2'den nasıl ayırıyorum? Basit. "Perfect Aspect" kullanımı esas fiilin önünde bir adet "have/has" gerektirir. fiilin sonunda "-ed" ve önünde de "have/has" varsa, bilin ki bir adet vahşi V3 ile karşı karşıyasınız. Zehirsizdir, boğarak öldürür.
The End.
Bu yazdıklarımı biliyorsanız, veya öğrenirseniz bütün "tense"leri kendiniz cümleden çıkarabilirsiniz. Hepsini ayrı ayrı ezberlemenize gerek yok. Tabi bu işin teorik kısmı. Pratiği mi nerede?
COMING SOON™
Not: Aspectlere ve nerede/nasıl kullanıldıklarına da sonra değinicüğüm. Yoruldum. Overwatch oynaycam.
No comments:
Post a Comment